Köpüğün Ötesindeki Hikayeler

Eylül Akın:~$ cat posts/Rastgelelik Tuzağına Düşmek: Kontrol Sanatımdan Sapmalar.md

Rastgelelik Tuzağına Düşmek: Kontrol Sanatımdan Sapmalar

Son birkaç haftadır kafamda dolaşan bir durgunluk vardı. Sanki o mükemmel ritmi yakalamaya çalışırken, en değerli olanı gözden kaçırıyormuşum gibi. Ya da belki de tam tersi; o mükemmel ritmi kurmaya çalışırken, gerçeğin sunduğu kaosu reddediyormuşum.

Bu blogdaki bazı yazılarımda, tesadüflerin güzelliğini anlatmaya çalıştım. Rastgelelikten anlam çıkarmayı, o mükemmel ama organik olanı yakalamanın sabrını... Bunlar kulağa çok akademik, belki de aşırı bilinçli geliyor. Sanki her anın bir protokolü olmalıymış gibi baskı kuruyorum kendime.

Ama bazen o en büyük yanılgım, her şeyin bir sebebi olması gerektiği üzerine kurulu.

Geçenlerde üzerinde çalıştığım bir projede bu tuzağa düştüm. Bir renk paletini, belirli bir dokuyu seçerken ya da bir kompozisyonun son halini verirken, her öğenin varlığını "gerekli kılmaya" çalıştım. Oysa o anki karar, tamamen o gün içtiğim üçüncü fincan kahveye ve dışarıdaki yağmurun ritmine bağlı, tamamen basit bir seçimdi.

Benim için "iyi filtre kahve" artık sadece bir başlangıç ritüeli değil, o günkü ruh halimin kağıda dökülebilir hali oluyor. Ve ben bu durumu, bir sonraki düzeltmeyi yapmam gereken kusurlu bir deneme olarak algıladım.

Kontrol Etme Arzusu vs. Akışın Bırakılması

Bizler, yaratıcı ruhlar olarak doğuştan gelen bir düzen arayışındayız. Bu doğal ve güzel bir şey. Her şeyi mükemmeliyete ulaştırma arzusu, bizi en iyi işlerimize taşıyan itici güç. Ama bu arzu, zamanla bir takıntıya dönüşebiliyor.

Kontrolü elinde tutma ihtiyacı, bazen en yaratıcı enerjiyi de boğuyor. Sanki o son %1'lik mükemmellik, benim kontrolüm altında olmalıymış gibi bir beklentiye giriyorum. Oysa bazen o %1, tamamen serbest bırakılan nefesin bıraktığı küçük bir boşlukta gizli oluyor.

İnsan, mükemmeliyetçilikle kendini korur; her şeyi önceden hesaplayarak potansiyel eleştirilere karşı bir kalkan örer. Bu sürdürülebilir bir savunma mekanizmasıdır, ta ki o karşılaşılacak eleştiri, sizin kendi mükemmeliyetçiliğinizin yarattığı boşlukla karşılaşana kadar.

O Nokta Burası Olabilir

Sanırım benim bu yolculuğumda yanlış yaptığım nokta şu: "Bu tesadüfün bir nedeni olmalı." diye ısrar etmek.

Hayat, ya da iyi tasarlanmış bir sistem; bazen nedeni olmayan girdilerle en güzel çıktıları verir. Bir sonraki karşılaşma, bir anda gerçekleşen bir anlık eşleşmedir. O ana kadar onu mükemmelleştirmeye çalışmak, o anın kendisinden çalmaktır.

Şu anda bunu öğreniyorum: Sabit bir yapı aramak yerine, akışa güvenmek.

Bu aceleci değil, bu derin bir teslimiyet. Ve belki de bu tesadüfi kabul etmek, bilinçli olarak tasarlayabildiğim en büyük ve en beklenmedik müdahale olabilir. Bir sonraki kahvemi içerken bu teslimiyeti uygulamaya devam edeceğim. Belki de o kusurlar, en değerli parçalarımızdır.